20 12 2007

thelma&louise

Bu film için feministlerin başucu filmi denir. Hangi uçtan baktıklarını bilmiyorum ama evet bu bir kadın filmidir. Kadınlar bu filmi izlerken empati yapmazlar, zaten bunu yaşamışlardır, yaşıyorlardır ya da yaşayacaklardır. Belki ellerinde bir silah ve üstü açık, yeşil bir araba yoktur altlarında ama hepsi bu yoldan geçerler. Empatiyi ancak filmi izleyen hassas, duyarlı adamlar yapabilir. Gerisi zaten anarko/feminist der geçer. Filmden akılda kalan iki cümle:
  • like you really miss her, women love that shit.
  • we're not in the middle of nowhere, but we can see it from here...

hapsız

Buraya yazıyor oluşum bile ne kadar bu dayatma sistemin içinde yoğrulduğumu gösteriyor esasen ama yine de yazayım. Çok dışında hissediyorum kendimi, geçen bir arkadaşa söylediğim gibi aslında içindeyim ama "outa çıkmış top gibiyim" ya da "offside" a düşmüş futbolcu. Bazen beynimi söküp atasım geliyor. Mümkün mü? Değil, itile kakıla, ne oraya ne buraya ait olamama hissiyle, aidiyetsiz bir hayat geçip gidiyor. Bazen birinin elinde kumandayla beni oynatıp durduğunu düşünüyorum. Öylece durup izliyorum uzaktan. Her gün işe giden, iş için alışveriş eden, gülen, kahvaltı eden ben değilim sanki. Korsan bir film izliyorum, görüntü bozuk gibi... Biri bana mavi/kırmızı hapı versin artık...

14 12 2007

lm

bir balığın kesik boynu gibidir
spleen
dünya tatsızlığı kristalleşirken kimyasal bir çözeltide
hiçbir şeyi çözemezsin.
bileklerini de kesemezsin.
anti-maddeye kaçmak istersin sadece
uyusturucular kanını dondururken plazma saatlerde.
bazen ama bir insanla bir şey olur
kısa süren bir şey
iki geyiğin sıçrayıp havada öpüşmesi gibi
bazı insanlarla
yıllarca görüşsen de bir şey olmaz.

13 12 2007

alice in ghostland

Bir Alice var hayatımda, sayesinde beyaz tavşanların peşinden koşar olduğum. Bir zıpladı kilometrelerce uzağa düştü. Yeni bir masalda düşlüyor şimdi. Ben de onu düşlüyorum. Bütün düşler gerçek oluyor böylece. Dostluğun çok ötesine düşüyor duygular. Bilinenin kıyısından geçmiyor. Patika yollardan, ağaçların içinden gidiyor. Issız, bilinmez, anlanamaz bir yol. Haritası yok, kuşlar ekmek kırıntılarını yemiş, arkadan gelen olmaz. Sorsanız kimse bilmez. Sadece Alice ve ben gidiyoruz, bazen yan yana bazen birbirimize doğru.

uzak

Birkaç gündür Hümeyra'dan Kördüğüm'ü dinliyorum. Şarkıdaki iki cümle sürekli kafamda tekrarlanıyor : "öyle uzak ki yerim, uzakları aşıyor. bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor" Ne gariptir ki benim payıma da hep uzaklıklar ve özlemler düştü. Çocukluğumda göçebe hayatımız sebebiyle tanıştığım özlem duygusu yerleşik hayata geçtikten sonra da devam etti. Öyle ki bünyemin aralıksız barındırdığı belki de tek duygu bu oldu. Kimini gittikten sonra sevdiğimi ve özlediğimi fark ettim. Kimi daha yola düşmeden içime acı düşmüştü. Kimini söke söke atıp uzaklara fırlattım, bumerang gibi geri döndüler kalbime. Hiçbir kitabını okumadığım Elif Şafak uzak sevgiye dair şöyle diyor bir kitabında: " insanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçeminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir.karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. yakına bakarkende küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. uzağın payına karanlık düşer. zaten karanlığı kimse yakında görmek istemez. âşık olunca da büyür göz bebeği; demek ki âşık olunan hep uzaktadır. aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka [göz bebeğim!] diye hitap edilir." Benim gözbebeğim de daima büyük kalacak sanırım. Uzak olsa da en yakınımda olanları seveceğim hep. Edip Cansever'in dediği gibi,
"Öyle dağıldık ki hepimiz/Her günün geçmesi bir gerçek oluyor/Seninle her uzaklık gibi böyle.. "

03 12 2007

herşey bitti...

'herşey bitti' dediğin anda bir gül kök salar damarlarında, herşey biter bir şey bitmez herşey biter bir şey bitmez bitti...