24 01 2006

kar

Dort ev var penceremde. Ucgen catili dordu de. Ve iclerinde yasayan hicbir canli yok. Bu koskoca yazlik sitede birkac kedi ve yuvalarina saklanmiis kuslardan baska bir ben varim yasayan. Asinasi olmadigi cografyanin uzerine dusuyor kar taneleri ve giderek beyazlastiriyor penceremdeki goruntuyu. Zeytin agaclari dallarini egiyorlar topraga dogru. Yukler bizler gibi onlari da yere yaklastiriyor. Ama bizden daha saglam kokleri. Bahari bekliyorlar sabirla, hayata donus zamanini... Kuzey ruzgarinin sesini duyuyorum. Karlar tozuyor ama bekleyenim yok Kavafis'den seslenebilecegim. Camin arkasinda oturuyorum sadece, hayatin arkasinda…Yilgin ve yenik… Derken olgun isikta uc genc beliriyor, kahkahalar arasinda kar topu atiyorlar birbirlerine. Kosuyorlar, duruyorlar, guluyorlar ve gidiyorlar. Belki de butun bunlar dus. Gormek istedigimi goruyorum pencerede. Ne kar yagiyor, ne gencler kosuyor, ne de yalnizim. Belki sadece icimde bir yerlere kacmaya calisiyorum. Radyoda bir sarki basladi. Her gun ayni saatte aciliyor kendi kendine. Kim ayarladi bilmiyorum. Her gun sarki tutuyorum. Bugunku tas plaktan aglak bir kadin sesi. Eskilerden... Mazi diyor kalbimde bir yaradir. Maziden kalan bir sey yok. yaralar bugune ait, periyodik pansumana tabi. Mazi yarim kaldi, elektrik kesildi. Soba tavanda oynuyor kirmizinin tonlariyla. Gun giderek kayboluyor. Agaclar golgeniyor, evler perileniyor. Ruzgar siddetini arttiriyor. Pencerede bir hayal beliriyor. Yedi yasindayim, okuldan donuyorum, varolus efsanesiyle meshur unutulmus bir sehirdeyiz. Adi "sehir" olan sehirde. Dev bahcenin dev kapisini itiyorum zorlukla. Sirtimda ogrenci klasigi bes kiloluk bir canta. Kar diz boyu degil kucuk insanin gogus boyu. Ilerlemeye calisiyorum, zorlukla karlari yararak. Uzaktan annemi goruyorum. Baharda cicekler acan kerpic evimizin odunlugundan cikiyor elinde odunlarla. Sesleniyorum ama yitip gidiyor cocuk sesim kar tanelerinin arasinda. Yerde buluyorum kendimi bir anda. Lanet tas demiyorum, amerikan aksanli dublajlarla tanismadim daha. Anneeee diye bagirmaya calisiyorum. Ensemde guclu bir el, ayaga kaldiriliyorum, kucaga aliniyorum. Babam. "Korkma insancik korkma" Telefon caliyor. Hayattayim. Ahizede mecburi annem yalniz korkup korkmayacagimi soruyor. Korkmam diyorum, kapiyorum. Korkuyorum oysa. Ensemdeki el simdi cok uzaklarda."Dusuyorum tut" dediklerimse anlamiyor soyledigimi. Bilmiyorum nereye dustugumu, bilmedigimden kaciyorum... "...boynumda yagmurdan bir kolye... islak taslara oturuyorum bugunlerde... bir siyam kedisi ve ben... pek cok seyi geriye dogru unutuyoruz... "

0 yorum: